
Kahve Molası’nda 73 yıl önce bugün, 22 Kasım 1950’de Dünya Barış Konseyi (WPC) tarafından Nazım Hikmet’e verilen Uluslararası Barış Ödülü üzerinde durmak istedik.
Dünya Barış Konseyi, kurulduğu 21 Nisan 1949’dan bu bugüne; dünya barışı temelinde silahsızlanma, küresel güvenlik, ekonomik ve sosyal adalet, çevre, insan hakları ve bağımsızlık mücadelesi veren halklarla dayanışma için kuruldu. Bugüne kadar Nikoa Vaptsarov, Paul Éluard, Charlie Chaplin, Ilya Ehrenburg, Wanda Wasilewska, Nelson Mandela gibi isimler bu ödüle layık görüldü. Bu listenin bizler için en anlamlı isimlerinden biri ise Nazım Hikmet’ti.
22 Kasım 1950’de Varşova’da toplanan, fakat Nazım Hikmet’in pasaport isteği geri çevrildiği için katılamadığı kongrede, kurucu başkan Fransız fizikçi, Nobel Kimya Ödülü sahibi Frederic Joliot-Curie şu sözlerle salona seslendi:
“Barış herkesin işidir sözünü ilke edindik. Barış bundan böyle tüm halkların ilgi alanıdır. Tek başına değil, hep beraber barışı savunabilir ve savaşı önleyebiliriz. DBK, dünyanın pek çok ülkesinde bulunan, barıştan yana örgütlerin federasyonudur.”
Konuşmanın ardından sözü alan jüri başkanı, Dünya Barış Konseyi olarak Nâzım Hikmet’i; ödülü almaya hak kazanan diğer isimlerle birlikte sahneye davet etti. Bu isimler arasında Pablo Picasso, Pablo Neruda, Paul Robeson ve Wanda Jakubowska yer alıyordu.
Barış ödülünü Nâzım’ın yerine almak için sahneye gelen Pablo Neruda şunları söyledi:
“Cezaevindeki yılları boşa geçmedi… Nâzım’ın lirik yapıtları en yüksek noktasına orada ulaştı. Sesi dünyanın sesi oldu. Barış için savaşın bu önemli günlerinde şiirlerimin onun şiirleriyle yan yana olmasından gurur duyuyorum. O büyük bir şair.”