
33 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Cemal Süreya’nın anısına içiyoruz bugün kahvelerimizi. Bu defa şiirlerinden değil, 1960’tan 80’lere kadar aralıklarla yayımladığı Papirüs Dergisi’nden bahsetmek istiyoruz.
Cemal Süreya’nın yazıyla olan ilişkisi Firuzağa’daki Beyoğlu 37. İlkokulu’nda başladı. Lise yıllarında bu ilişki aşka dönüştü, ilerleyen zamanda Mülkiye’de çıkardığı Kazgan adlı dergide Cemasef adıyla yazdığı yazılar, aşık olduğu kişi için Yürüyen Adam adıyla yazdığı şiirler derken yazı hayatını ele geçirmeye başlamıştı bile.
Atilla Özkırımlı, “Ya bir dergi çıkararak ya da çıkaracağı dergiyi düşünerek yaşadı,” demişti Cemal Süreya için. 59’da askere giden şair, döner dönmez Papirüs dergisi için ilk adımını atmıştı.
Dergiye Ararat ismini vermeyi düşünmüştü. Mısırlıların ilk yazılarını Nil kıyılarında yetişen papirüs yapraklarına yazmalarından ilham alarak fikrini Papirüs olarak değiştirdi.
Süreya, derginin kültür sanat ve düşünce dünyamıza iz bırakacağından habersiz, Ağustos 1960’ta derginin ilk sayısını çıkardı. İkinci sayı ancak bir yıl sonra okurla buluşabildi. 1961’de Maliye Bakanlığı tarafından Paris’e gönderilen Süreya, dergiyi o yıl sadece 4 sayı çıkarabildi.
Ülkü Tamer, Edip Cansever, Turgut Uyar, Tomris Uyar, Gülten Akın, İlhan Berk’in de aralarında bulunduğu 100’den fazla isim Papirüs’te yazdı. Bazı sanatçılar yazmakla kalmıyor, derginin çıkmasına engel olan ekonomik sıkıntılara da birlikte göğüs geriyorlardı. Hatta Süreya’nın, Paris’ten getirdiği arabasını, Edip Cansever’in bürodaki antika bir halıyı fark edip bir sayının parasını çıkardığı biliniyordu.
1966-70 yılları arasında çıkan 47 sayının ardından, 1980’de üç aylık bir sayı basıldı. Maddi koşullar ve dönemin siyasi ortamı nedeniyle yayın hayatı sona eren dergi, dönemin yazarları için bir tür okul, edebiyat heveslileri için bir soluklanma alanıydı.